|
Новая страница 1
Celil Yakup Zade
İran’ın Karabağ Sorununa ve Güney Kafkasya’da Kolektif
Güvenlik girişimlerine Yönelik Politikası
Giriş
Kafkasya bölgesi özel jeopolitik koşulları, siyasi, tarihi, askeri ve sosyolojik
sorunları nedeniyle dünyanın en krizli ve aynı zamanda önemli bölgelerinden biri
sayılmakta ve bu akımdan İran’ın milli güvenlik öğretisinde önemli bir konuma
sahiptir. Öyle ki bölgedeki gelişmeler İran’ın milli güvenliğini önemli ölçüde
etkisi altına almaktadır. Aslında, soğuk savaşın bitmesine karşın soğuk savaşın
temel öğesi olarak jeopolitik- stratejik ve güvenlik rekabetler İran’ın diğer
komşuları ile ilişkileri başta olmak üzere bölgedeki ilişkilerin düzenlenmesinde
önemli rol oynamaktadır. Kafkasya bölgesinde siyasi, güvenlik, etnik, tarihi ve
kültürel değişkenler bölge ülkeleri arasınmdaki ilişkileri ve bölgesel sorunla
ve krizlere yönelik politikalarını bölge gerçekleri ve zaruretlerine değil
uluslararası sistemdeki gelişmeler ve bölge dışı güçlerin rol ve mevcudiyetine
göre şekillendirmektedir.
Kanaatimce İran’ın Karabağ sorunu ve Güney Kafkasya’da güvenlik sorunlarına
ilişkin politikası bu çerçevede ele alınması gerekmektedir. Tebliğin temel
iddiası İran’ın Karabağ sorunu ve Güney Kafkasya’da bölgesel Güvenlik
girişimlerine yönelik politikası bölgesel dinamiklerden ziyade bölge dışı
tehditlerden etkilendiği yöndedir. Bu tebliğ, ilk önce İran’da Azerbaycan’ın
tarihi imajı ve Azerbaycan’dan algılanan tehditleri İran’ın Karabağ politikasını
belirleyen etkenler olarak ele almakta, sonra İran’ın Karabağ politikasına
özetle değinmekle birlikte Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgesel
çatışmaların çözümünü garanti edecek bir kolektif güvenlik sistemine yönelik
görüşleri üzereine durmaktadır.
İran’da Azerbaycan İmajı
Milli güvenliğine yönelik duyduğu tehditler İran’da Azerbaycan imajının temelini
oluşturmaktadır. İran’ın bu yaklaşımı genellikle İranlıların Kafkas
algılamalarından kaynaklanmaktadır. Geçen yüzyılda Kafkasya’da gerçekleşen
hassas gelişmeler ve bunların İran’ın milli güvenliğine olumsuz etkileri İran’ın
Azerbaycan’a yönelik bakışını ve bu ülkede Azerbaycan imajını etkilemiştir.
İran’ın tarihi olarak bölgeden algıladığı iki önemli tehdit bulunmaktadır:
1-
Rusya’nın tarihi rolü: geçen yüzyılda Rusya defalaca İran’a saldırılar
düzenlemiş ve bu ülkenin zararına olan anlaşmalar dayatmıştır. Ayrıca Sovyet
döneminde de İran’ın kuzey bölgelerinde nufüz kazanmak üzere yerli devletlerin
kurulmasında aktif katkısı olmuştur. Gilan Sosyalist Cumhuriyetinin kurulması
Sovyetler Birliği’nin bir bağımsız ülkede saldırgan politikasının ilki olarak bu
tehdidin bariz örneğidir. Diğer bir örnek Sovyetler Birliği’nin İkinci Dünya
Savaşı sırasında Azerbaycan ve Kurdistan’da yerli devletlerin kurulmasına
yardımcı olmasıdır.
2-
Kafkasya her zaman özgürlükçü hareketlerin ve düşüncelerin İran’a sızma merkezi
olmuş ve Sosyalist- Komünist düşünce çerçevesinde Sovyetler Birliği’nin etki
kazanma köprüsü olmuştur.
Söz konusu etkenler İran’ın bölgeye yönelik bakışını ve Azerbaycan imajını
etkilemişlerdir. Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrasında, İran milliyetçilerinin
Pan-Türkism tehdidi vce İran’ın parçalanması tehlikesi konusunda yoğun
propagandası ve yabancı güçlerin ve İran’a rakip olan ABD, İsrail ve Türkiye’nin
bölgedeki varlıkları ile bu şupheci bakışı pekişmiştir.
Dediklerimize esasen İran Azerbaycan Cumhuriyetinden iki temel tehdit
algılamaktadır:
A)
İran’da Etnik Grupların Kışkırtılması
Sovyetler Birliğinin çökmesi ve Azerbaycan Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte
İran’da etnik sorunları dış etkenler açısından ele alan soğuk savaş dönemindeki
çalışmaların doğurduğu zehniyet, siyaset ve Bilim çevrelerinde İran Azerbaycan
topluluğu arasında milliyetçi eğilimlerin artacağı yolunda yoğun beklentiler
doğurdu. Bunun dışında, İran milliyetçi çevrelerinin, yirminci yüzyıl boyunca
İran milliyetçiliğinin anti söylemi ve etnik taleplere ve komşulara karşı
kışkırtma aracı olarak parçalanma tehlikesini gündeme getirmekle milliyetçiliği
ve buna bağlı olarak da kendilerini önplana çıkarma çabaları ve bu yönde İran
basınında yoğun propaganda yapması yeni bağımsızlığını kazanmış Azerbaycan’ı
İran’ın temel tehdidi haline getirdi ve Azerbaycan’la olan ilişkiler söz konusu
tehditlere göre düzenlendi. Bu görüşe göre Pan-Türkistler ve Azerbaycan
milliyetçileri ABD ve İsrail’in yardımıyla İran’da etnik çatışmaları kışkırtma
amacını güdmektedirler. Buna göre de Azerbaycan’la her tür işbirliği ve
ilişkilerin geliştirilmesi İran’ın toprak bütünlüğünü parçalanma tehlikesi ile
karşı karşıya bırakmaktadır.
Son zamanlarda Ortadoğu’da, Özellikle Kürt Milliyetçiliğinin yaratdığı güvensiz
ortamla birlikte İran siyasal seçkinlerinin etnik sorunlara yönelik tehdit
merkezli ve şüpheci yaklaşımları etnik sorunlara karşı hassasiyetleri İran İslam
Cumhuriyetine karşı bir tehdit olarak yorumlanmısına sebep olmuştur. Ayrıca,
İran, Azerbaycan etnik sorunun Kürt milliyetçliğini de körüklemesinden endişe
duymaktadır. İran’ın diğer bir kaygısı İsrail ve ABD’nin Azerbaycan kozunu
kullanarak ülkede etnik sorunları gündeme getirmesidir.
Bu yaklaşıma karşı diğer bir grupa göre:
1-Azerbaycan
ne İran’a ciddi güvenlik tehdidi oluşturabilir ve ne Türkiye gibi Hazar ve
Kafkasya’da ABD’nin güç gösteriminin bir unsuru olarak rol alabilir.
2-İki
ülke de İran ve Türkiye ilişkilerinde olduğu gibi etnik kozları bir birlerine
karşı kullanmadan kaçınmalıdırlar.
3-En
az gelecek yirmi yıl içinde Azerbaycan’ın başlıca gündemi iç sorunlar ve
ekonomik gelişme olacaktır ve dolayısıyla İran’da Azerbaycan sorunun ikili
ilişkilerde gündeme gelme olasılığı düşüktür. Ayrıca İran iç sorunlar ve ABD ile
olan problemlerden dolayı Kafkaslarda ve Orta Asya’da aktif politika yürütme
imkanı da bulunmamaktadır.
4-Azerbaycan’la
ilişkilerin geliştirilmesi taktirdeİran’ın parçalanacağı propagandası ülkenin
kimi marjinal siyasi grupları tarafınfan ileri sürülmektedir.
Buna göre Tahran, Bakü’nün İran’la ilişkilerini bir grup milliyetçilerin
talepleri üzerine kurmayacağı ve İran toprak bütünlüğüne ciddi tehdit
oluşturamayacağı sonucuna varmıştır. İki ülke de İran Azerbaycan’ı sorununun
ikili ilişkileri bundan artık etkilemesine müsaade edilmemesi ve ikili
ilişkilerde işkinci plana itilması gerektiği konusunda görüş birliğine
varmışlardır.
Bununla birliklte, kimileri özellikle milliyetçi çevreler Azerbaycan’la
ilişkilerin geliştirilmesiyle İran’ın parçalanacağı yönündeki fobiyi gündemde
tutmaya çalışmakta ve geçen 15 yıl boyunca ikili ilişkilerin gelişmesini önemli
ölçüde önlemeyi başarmışlardır.
B) Azerbaycan’ın
ABD ve İsrail’le olan İlişkileri
İran’ın diğer bir kaygısı İsrail ve ABD’nin Azerbaycan’da etki kazanması ve
İran’a karşı opersayonlarda burayı bir üs olarak kullanmasıdır. Aslında İran
Azerbaycan’ın söz konusu ülkelerle olan ilişkileri iki bakımdan endişe
duymaktadır. Birinci olarak, İran siyasal sistemine meydan okuyacak sekolarizmin
ülkeye sızmasından kaygı duymaktadır. Nüfusunun çoğunluğunu Şiiler oluşturan
Azerbaycan’da şii sisteminde sekolar bir alternativin ortaya çıkması yaygın
görüşün aksine Sünnilerde olduğu gibi şiilerin de her tür hükümetin meşruiyetini
kabul edebilir ve kapitalist sistemle barışabilir olması anlamına geldiği için
İran devletini rahatsız etmektedir.
İran’ın Amerikan kuvvetlerinin Kafkas’da olası konuşlanmasından duyduğu
endişenin diğer bir nedeni kuzey sınırlarının güvensizliği konusudur. Amerika ve
NATO kuvvetlerinin Azerbaycan’da konuşlanması talebi 90’lı yılların ortalarında
Rusya ve İran’ın gayri resmi ittifağını dengleştiren bir etmen olarak Azerbaycan
yetkilileri tarafından ileri sürülmüşse de, Ancak 11 Eylül sonrasında ciddi
olarak gündeme gelmiştir. Son zamanlarda iki ülke yetkililerinin görüşmelerinde
üs talebi görüşme konularından biri olmuştur. Aslında, 11 Eylül sonrasında
ABD’nin stratejik amaçlarından birisi dünya stratejik ve jeopolitik
bölgelerinde, özellikle Hazer bölgesinde hegemonyasını sağlamak olmuştur. Bunun
için de ABD Savunma Öğretisi Reform Taslağında dünya stratejik bölgelerinde
özellikle enerji kaynaklarının buluduğu bölgelerde askeri konuşlanmayı
öngörül-müştür. ABD, hegemonyasını pekiştirmek için Hazar ve Kafkasya Güvenlik
sisteminde başat ve lider rolünü oynamaya çalışmaktadır.
Amerikan kuvvetlerinin Azerbaycan’da olası konuşlanması Rusya ile birlikte İran
tarafından da hassasiyetle takip edilmektedir. Yabancı kuvvet-lerinin Azerbaycan
topraklarında konuşlanmsını yasaklayan Azerbaycan Milli Güvenlik yasasının
2004’te onaylanması İran ve Rusya’nın hassasiyet ve kaygılarını azaltma yönünde
bir girişim ve çaba olsa da, İran siyasi çevrelerinde Azerbaycan Cumhutriyetinin
ABD’den daha fazla imtiyaz elde etme girişimi olarak yorumlandı ve hatta kimi
çevreler Bakü’yü yabancı kuvvetleri bölgeye davet etmekle suçlamaktadırlar.
Şüphesiz, bu etmen hem İran ve Rusya’nın milli güvenliğine tehdit sayılacağı ve
hem de bölgede güç dengesini bozacağı için İran ve Rusya’nın Azerbaycan’la
ilişkilerine ve Karabağ sorununa yaklaşımlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
Özellikle, bugünkü şartlarda ABD Azerbaycan’ı Rusya ve İran karşısında muhatep
konumuna getirmektedir ve bir anlamda Azerbaycan’ı iki ülke arasında yalnız
bırakmaktadır. İran bu güne dek Azerbaycan’ın ABD ve İsrail’le ilişkileri
konusunda ara sıra uyarmalarına karşın anlayışla karşılamıştır, fakat bunun da
bir sınırı olduğunu ve gerektiğinde güç dengesini sağlayacak politikalar
üretmeye sevk edilebilir ve Karabag sorununun çözümününü daha zorlaştırabilir
olmasını Azerbaycan tarafı da göz önüne alması gerekmektedir.
Karabağ
Sorununda İran’ın Arabuluculuk Girişimleri
İran, dış politikasının bir temel prensibi olarak ülkelerin toprak bütünlüğünün
dokunulmazlığını savunmakta ve halkların kendi kaderini taain etme hakkını
redetmektedir. Aslında, İran halkların kendi kaderini taain etme hakkına
istinaden dünyanın her hangi bir ülkesinin toprak bütünlüğünün bozulmasını
gelecekte ülkenin hakimiyeti ve toprak bütünlüğünün bozulmasına bir örnek
olabileceğinden endişe duymaktadır. Buna göre de Karabağ sorunun başlangıcından
itibaren açıkça ve bir prensip olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü
resmiyetle tanıdı ve milli çıkarları doğrultusunda uyguladığı politikalara
karşın ki kimi zaman Azerbaycan’ın aleyhine sonuçlar doğurmuştur, söz konusu
prensibe vurgu yapmakla birlikte tarafrsız kalmaya ve atabuluculuk yapmakla söz
konusu sorunun İran’ın milli güvenliğine doğurabileceği olumsuz etkileri kontrol
etmek için Kafkasya’da aktif politika yürütmeye çalışmıştır. Bu çerçevede, 25
Şubat 1992’de İran Dış İşleri Bakanı Velayeti Bakü’ye gelerek Azerbaycan
yetkililerine arabuluculuk önerisinde bulundu. İran’ın arabuluculuğu ile
Ermenistan ve Azerbaycan yetkilileri 15 Mart 1992’de Tahran’da ateşkes
anlaşmasını imzalamışlardı. Ardından Nisan ayında İran Dış İşleri Bakan
Yardımcısı Mahmut Vaezi ateşkesin ayrıntılarını ve savaş esirlerinin
mübadelesini görüşmek üzere Bakü ve Yervan’a gitti. Ancak, İran
Cumhurbaşkanı’nın 7-8 Mayıs’ta arabuluculuğu ile iki ülke arasında ateşkesin
imzalanmasına karşın Şuşa 9 Mayıs’ta Ermeniler tarafından işgal edildi. Vaezi
İran’ın temsilcisi olarak işgali kınadı ve İran’ın resmi görüşü olarak
Karabağ’ın Azerbaycan’a ait olduğunu ve sınırların güç kullanarak
değiştirilmesinin kabul edilemez olduğunu açıkladı. Fakat, İran’ın bu tepkisi
sonuçsuz kaldı ve ardından 17 Mayıs’ta Laçin Ermeniler atarafından işgal edildi.
Dolayısıyla, İran’ın arabaulukculuk misyonu başarısızlıkla sonuçlandı. Kimi
Azerbaycan çevreleri arabuluculuk girişiminden dolayı İran’ı suçlasalarda
İran’ın girişimlerinin başarısızlığında Rusya’nın önemli rol olduğu
bilinmektedir. Aslında, Rusya Kafkasya’yı kendi etki alanı olarak görmekte ve
hiç bir ülkenin hatta bölgesel müttefiki sayılan İran’ın bu bölgede rol almasını
istememekteydi. Bu deneyimden sonra İran pasif ve Rusya merkezli bir politika
izlemeye başladı. Kafkasya ve Orta Asya’da Rusya merkezli politika İran’ın
Ermenistan’la daha yakın ilişkiler kurmayı gerekli kılamaktaydı.
Rusya’nın baskıları karşısında dengeyi sağlamak amacıyla Azerbaycan’ın diğer
güçleri bölgeye çekme girişimi ve ardından Türkiye ve İsrail Stratejik
ittifakına katılma olasılığını bulunması İran’ın Ermenistan ve Rusya merkezli
yaklaşımını pekiştirmiştir. Bu şartlar altında, İran, Ermenistan, Rusya ve
Yunanistan stratejik ittifaki ortaya çıkmıştır. Bu karşı durmalar Karabağ
sorununun uzamasına yol açmakla birlikte bölge ülkelerini soğuk savaşa itmiştir.
11 Eylül sonrasında mevcut stratejık ittifaklar tehdit ve çıkarlarını gözden
geçirme ihtiyacı duymuşlardır. Bu dönemde, İran, Ermenistan, Rusya ve Yunanistan
stratejik ittifaki da etkinliğini kaybetti. Yeni şartlarda, Rusya İran’ın
bölgeye karşı politikasında başlıca unsur ve Batı baskısı karşısında dengeleyici
unsur olmaya devam ettise de, birçok İranlı araştırmacı Rusya’nın ülkenin
Kafkasya ve Orta Asya ülkeleri ile olan ilişkilerde negatif rolünü sorgulamakta
ve İran’ın bölgeye yönelik politikalarının Rusya eksenli olmasını
eleştirmektedirler. 11 Eylül sonrasında ortaya çıkan yeni ortam ve şartlarda
İran, Azerbaycan ve Türkiye ile yakın ilişkiler kurma gerekliliğini hiss etmiş
ve Karabağ politika-sını bu yaklaşıma göre eyarlamıştır. İki ülke
Cumhurbaşkanlarının karşılıklı ziyaretleri sırasında, İran üst düzey yetkilileri
Azerbaycan topraklarının işgalinin kabul edilmez olduğunu ve İran devletinin
sorunun barışçıl yollarla çözülmesinde yardımcı olmaya hazır olduğunu
bildirmişlerdir.
Üzerinde durulması gereken diğer bir konu, İran’ın toprak mübadelesi konusunda
çekince ve kaygılarıdır. Paul Goble tarafından 1992’de önerilen ve Goble planı
olarak bilinen bu öneri Laçin koridorunun Karabağ Ermenilerine ve İran –
Ermenistan sınırı boyunca Nahcivan Özek Cumhuriyetini Azerbaycan’ın ana
topraklarına bağlayan bir koridorun da Azerbaycan’a verilmesini öngörmektedir.
İran’ın bu konuda çekinceleri bulunmakta ve bu konuda İran’ın da milli
çıkarılarının göz önüne alınması gerektiğine israr etmektedir.
İran’ın Güney Kafkas’ta Kolektif Güvenlik Girişimlere Yönelik Politikası
İran’a göre Kafkasya’ya önerilen her hangi bir güvenlik sistemi İran’ın
güvenliğini görmezden gelmemeli ve özellikle yabancı kuvvetlerının bölgeye
konuşlanmasını önlemelidir. Dolayısıyla, İran bu ülkeyi görmezden gelen veya
yabancı kuvvetlerının konuşlanmasını sağlayan girişimlere karşıdır. İran’a göre
bölgesel güvenliği küresel sistem çerçevesinde tanımlayan NATO, Avrupa Güvenliği
ve İşbirliği Teşkilatının Doğuya genişletilmesi veya eski Sovyetler Birliği
Cumhuriyetlerinin İşbirlikleri gibi bölge dışı girişimler hem küresel aktörlerin
çokluğu ve hem de bölgesel aktör ve komşıları sistem dışı bıraktığı için
bölgesel güvenliği sağlamakta ve Karabağ sorunun başta olmak üzere bölge
sorunlarına çözüm üretmekte yetersiz kalcaktır. İran’ın bu konudaki önerisi
Kafkasya’nın üç ülkesi ile İran, Türkiye ve Rusya’nın işbirliğini öngördüğü 3+3
şeklinde bir sistemdir. İran’a göre bir güvenlik sistemi bu özelliklere sahip
olmalıdır:
-
Etnik milliyetçilik ve yeni devletlerin ortaya çıkmasını önlemelidir.
-
Bölgede integrasyonu güçlendirmelidir.
-
Bölgede bir aktörün başatlığına ve hegemonya sağlamasına yol vermemelidir.
Günümüze dek bu öneri ayrıntılı olarak tartışılmaya açılmamıştır. En önemli
girişim 2003 baharında İran Dış İşleri Bakanı’nın bölge ziyareti sırasında söz
konusu ülkelerin yetkililerine İran önerisi sunulmuş ve konu üzerine görüşmeler
yapılmıştır. Bölge ülkeleri değişik biçimlerde bu öneriye tepki göstermişlerdir.
Gürcistan ABD’ye yakın ilişkileri dolayısıyla bu girişimi desteklememekte ve
hatta İran’ın sistem dışı bırakılmasında yana bir tavır segilemektedir.
Azerbaycan İran’ı bölgesel aktör ve güç olarak kabul etmekle birlikte,
Ermenistan müttefiki saydığı İran ve Rusya karşısında elini güçlendirmek için
bölge dışı aktörlerin de müdahele etmesini istemektedir. Ermenistan da,
Türkiye’nin sistem dışı bırakılmasında yanadır. Bunun yanında, Rusya aslında
bölge sorunları çözmede hiç bir ülkenin katkısını istememekte ve kendi başına
hareket etmeye çalışmaktadır.
Yukarıda değindiklerimize göre, bölgede çıkar sahibi olan ülkelerin çıkar
çatışması nedeniyle bölge ülkeleri arasında mevcut sorunları çözmekle birlikte
sürdürebilir ve kalıcı güvenlik sağlayabalecek kolektif güvenlik sistemi
konusunda fikir birliği elde edilememiştir. Aslında, Kafkasya, aktörler arasında
güç dengesinin sağlandığı bir güvenilir bölge haline gelmemiştir ve aktörler
diğerlerini sistem dışı bırakmakla çıkarlarını optimum etmeye çalışan bir oyun
sahasına benzemektedir. İran’a göre bölge ülkeleri bölgesel güvenlik konusunda
ortak bir tanım ve anlayısa vardıkları taktirde Kafkasya’da güvenlik sorunları
işbirlikle çözülebilecektir. İran’a göre bu çıkmazdan çıkış yol bölgesel
konularda bölge ülkeleri arasında diyaloğu sağlayacak mekanismlerin
tanımlanmasıdır.
Kafkasya’da kolektif güvenliğin sağlanması için
-
birinci olarak bölge ülkeleri bölge güvenliğini tehdid eden unsurlarından
ortak bir tanıma varmaları gerekmektedir.
-
İkinci olarak bölge ülkeleri güvenliklerini diğer aktörlerin güvenliğine
ilişkili olarak tanımlamalıdırlar.
Karabağ sorununa daçözümler getirecek bölgesel güvenlik girişimleri ya bölge
ülkelerinin çıkarlarını sağlayamadıkları veya bölge ülkeleri söz konusu
girişimlerden doğru ve düzgün bir anlayışa sahip olmadıkları bilinmektedir.
Dolayısıyla, uygun güvenlik mekanismlerinin tanımlanması ile birlikte yanlış
algılamaların da düzeltilmesi gerekmektedir. İran’a göre bölgesel güvenlikten
söz etmeden önce Kafkasya Güvenlik konuları ele alınacak bir görüşme ve diyalog
mekanismi tanımlanmalıdır. Bu konuda Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konfransı
deneyimi yararlı olabilir. Fakat, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konfransından söz
ederken, bir örgüt olarak değil, bir diyalog süreci olarak kast edilmektdie.
Bununla birlikte, İran Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatının Karabağ
girişimini ve Avrupa Birliğinin, ABD ve Rusya ve diğer aktörlerin mutlak
başatlığını önlemeyi, bölge güvenlik sorunlarını kontrol etmeyi, güvenliği bozan
etmenlerin yayılmasını önelemeyi ve bölgede yatırımları garanti etmeyi öngörecek
kolektif güvenlik girişimlerini, İran’ı da içine aldığı ve İran milli
çıkarlarını da göz önüne aldığı taktirde, desteklemektedir.
Sonuç
Özet olarak,
-
Milli güvenliğine yönelik duyduğu tehditler İran’da Azerbaycan imajının
temelini oluşturmaktadır. Bu şüpheci yaklaşım İran’ın Azerbaycan’la olan
ilişkilerini ve Karabağ politikasını etkilemektedir.
-
Geçen 15 yıl içinde İran’ın Azerbaycan Politikası Azerbaycan’dan duyduğu iki
önemli tehditten etkilenmektedir: İran’da etnik hareketleri kışkırtma ve
Azerbaycan’ın İsrail ve ABD ile ilişkileri.
-
İran prensip olarak Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü kabul etmekte ve
Ermenileri Azerbaycan’ın topraklarının işgal etmekle kınamaktadır. Bununla
birlikte, geçen 15 yıl içinde pratik amaçlar izlemiştir ve Azerbaycan
politikasında Karabağ faktorunu da kuulanmaya çalışmıştır.
-
11 Eylül sonrası dönemde Yunanistam, Ermenistan, İran ve Rusya stratejik
eksenin etkinliğini kaybetmesi ve İran’ın Türkiye ve Azerbaycan’la yakın
ilişkiler kurma gereği hiss etmesi Karabağ sorunun çözümü için bölgesel
aktörler açısından uygun bir ortam yaratmaktadır.
-
İran, milli çıkarlarını görmezden gelen ve yabancı kuvvetlerinin bölgeye
yerleşmesini öngören bölgesel girişimlere karşı çıkmakta, kendi önerisi olarak
Kafkasya ülkeleri yanı sıra Türkiye, İran ve Rusya’nın birlikte hareket
etmesini ve Güvenlik konusunda işbirliğini önermektedir.
-
Bugünkü şartlarda tüm ülkelerin ittifak ettiği bir güvenlik sisteminin
kurulmasının mümkün olmamasını göz önüne alarak bölgesel tehditten ortak
tanıma varmak için Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı deneyimi temelinde
bölge ülkeleri arasında diyaloğo sağlayacak platformu önermektedir.
|